Pestenkerani Satırlar #3 🌞

        Evet... bu serinin üçüncü yazısındasınız. İç dökmeye devam ediyorum her zamanki gibi. Ha bu arada, evet üçüncü yazıda aklıma geldi, pestenkeraninin anlamı; "değersiz, önemsiz, uydurma, saçma (söz)" olarak geçiyor efendim. Bu yazıda da genel mutsuzluğumdan bahsedeceğim biraz. Hadi bakalım.

            Başıma dünyanın en kötü olayı gelmedi, çok çok büyük bir kayıp yaşamadım ya da hayatımın sonu geldi, artık daha fazla yaşayamam diyeceğim bir şey yaşamadım. Yalnız ne demişler, herkesin derdi kendine... Dev gibi olmasa da en azından benim için hatırı sayılır büyüklükte bir dev etkisinde bir olay yaşadım. Zaman zaman böyle şeyler yaşıyordum tabii ki ancak bu sefer bir daha yaşamayacağıma daha çok inandırılmıştım. Haliyle etkisi de diğerlerinden fazla oldu. O heyecan, o mutluluk nasıl bulutların üzerine, göklere çıkardıysa bir o kadar yükseklikten sert bir düşüş yaşayarak öğrenmiştim hayatın gerçeklerinden birini. 

           Bazı şeyler ellerimden alınmış gibi hissediyorum. Mutluluğum, hayallerim, umutlarım... Özellikle mutlu olmak, gülmek içimden gelmiyor. Son birkaç hafta öncesinde sürekli gülümseyen biriydim. Her türlü konuda saçma sapan şakalar yapıp en çok ben gülerdim. Sebepsiz yere yüzümden gülüş eksik olmazdı, etrafımdaki insanlara olabildiğince pozitif yaklaşırdım ve en sevdiğim şeylerden biri sevdiklerimle eğlenerek konuşmaktı. Fakat son zamanlarda asla gülemiyorum, gün içinde sürekli düşük güç moduna alınmış telefon gibi yaşıyorum. Sabaha kadar boş işlere takılıp gündüz akşama kadar uyuyorum. Yataktan çıkmak dahi gelmiyor içimden. Gözlerimi tavana dikerek sadece düşünüyorum.

                    Bir daha içten bir şekilde gülebilecek miyim, tam anlamıyla kendimi mutlu hissedebilecek miyim çok merak ediyorum. Devamlı burnumun sızlamasına, gözlerimin olur olmadık zamanlarda dolmasına alışmak istemiyorum. Asla bana uygun bir hayat tarzı değil, eski halimi özlüyorum. Şimdi ne zaman mutlu olur gibi olsam ya da bir şeye gülsem kendimi suçlu hissediyorum. Sanki hep üzgün olmam, sürekli yas tutmam gerekiyormuş gibi geliyor. En yakınlarımla bile iki kelime kelime iletişim kurmaya mecalim kalmadı. Artık daha fazla acı çekmeyeceğim, mutsuz olmayacağım vaat edildiğinde inanmak gibi bir gaflete düştüm ve işin sonunda tahmin edemeyeceğim bir hüzünle karşılaştım. 

                Bir anda yaşadığım bu olay da hayatıma ve geleceğime dair bütün heveslerimi ve hayallerimi silip attı sanki. Artık ilkokuldan beri hevesle istediğim mesleğime bile ilgim kalmadı. Sınavıma üç ay gibi kısa bir süre kalmışken bu hevessizlik beni nereye sürükleyecek tahmin bile edemiyorum. Kendi hayatımı kurmak, kendi başıma bir ev idare etmek, istediğim an istediğim şeyi yapabildiğim bir hayata sahip olmak için uğraşıyordum. Şu an ne önemi var, ne işime yarayacak diye düşünmeye başladım. Belki bu hedeflediğim şeyleri başarmak bana tatmin hissi verebilir dolayısıyla bu da beni mutlu edebilir ama bilemiyorum, emin olamıyorum. Hayal kurmaktan korkuyorum artık. Çünkü artık hayallerimin gerçekleşebileceğine dair inancım oldukça zayıfladı.

                Velhasıl kelam bir içimden dökülenlerin daha sonuna geldim. Birileri okuyor mu bilmiyorum ama ben kimseye anlatamadığımı buraya aktarabildiğim için memnunum. Şimdilik bu kadar, belki devam eder... belki etmez. İnan hiç belli olmaz.          


İncelikli Hayta


Photo by Sasha Freemind on Unsplash

Yorumlar