Duygularımı tam olarak ifade
edemediğim için yapabildiğim en iyi şey olan yazmaya yönelmek istedim. Söyleyemediğim
her şeyi böylece kaleme aktarıyorum. Amacım asla vicdan ve duyar sömürüsü
yapmak, siyasi, dini, ahlaki sorgulama yapmak değil sadece hissettiklerimi ve
düşündüğüm bazı şeyleri aktaracağım.
Birtakım olaylar vardır bize kendimizi,
dünyadaki yerimizi, hayatımızı sorgulatan. Deprem de bunun örneklerinden biri.
Özellikle bu kadar büyük bir felaket insana nasıl da kocaman bir “hiç” olduğu
gerçeğini güçlü tokat gibi hatırlatıyor. Ne kadar aciziz, aslı olmayan
hırsların nasıl esiri olup kendimizi dev aynasında görüyoruz… Oysaki hiçbirimizin
yarınının garantisi yok.
Hayatın bir şeylere üzülmek, birilerine
küs kalmak için kısa olduğunu söyler dururuz, peki kaçımız bu sözü hayatına
uyguluyor? Kaçımız sevdiği insanlarla olan iletişiminde gururunu bir kenara
bırakarak onu ne kadar sevdiğinin, ona ne kadar değer verdiğinin kıymetini
biliyor? Bir düşünün ufak tefek sorunlar yüzünden konuşmadığımız kaç insan var?
Sırf kendimize yediremediğiniz için o mesajı atmadığımız, o numarayı aramadığımız
olmadı mı?
Dert yarıştırmalar, en çok ben
haklıyım kavgaları, ben daha büyüğüm tartışmaları… Bakıldığında hepsi ne kadar boş,
ne kadar anlamsız… Bir sonraki güne o kavgayı yapabileceğimiz arkadaşımız bile kalmayabiliyor.
Keşke bunun bilincini her daim içimizde taşısak da bu saçma kavgaların hiçbiri
yaşanmasa. Keşke birbirimizin kıymetini her daim bilsek; ilişkilerimizde çocukça
inatlara, küslüklere, anlaşmazlıklara yer vermesek...
Bahsetmek istediğim bir diğer mevzu da
şükretmenin, sahip olduğumuz şeylerin kıymetini bilmenin gerekliliği. Özellikle
bu günlerde beslenebildiğimiz, barınabildiğimiz, yakınlarımızın yanında olabildiğimiz,
temizlenebildiğimiz, basit ihtiyaçlarımızı giderebildiğimiz için dahi suçluluk
hisseder olduk. Evimizin içinde üşüdüm demeye, o kadar yemeğin içinde yemek
seçmeye, sıcak suyla duş alabilmeye çekinir olduk. İçtiğimiz suyun, yediğimiz
yemeğin, sıcak evimizin, yatağımızın, bilgiye erişme imkanımızın, sevdiklerimizin,
iletişim sağlayabilmemizin kıymetini bilemiyoruz.
Tüm bunlarla birlikte yıpranan
psikolojilerimizin, zarar gören ruhsal sağlığımızın da iyiye gitmesi adına
psikolojik destek almaktan ve insanları buna teşvik etmekten çekinmemeliyiz. İleride
ciddi travmalara sebep olabilecek büyük olaylar gerçekten büyük ve kalıcı
izlere yol açabilir. Elbette tamamı onarılmaz, onarılamaz ancak bir nebze olsun
destek olmak, ufak bir yara bandı olabilmek mümkün. Yaptığımız, çalıştığımız, uğraştığımız her şey boşuna gibi gelebilir ancak olabilecek en mütevazı şekilde kendimize ve çevremize faydalı bir şekilde uğraşlarımıza devam etmeliyiz. Nitekim hayat devam ediyor ve ne zaman geleceğini bilemediğimiz sonun bizi hayatımızdan etmesine izin vermemeliyiz. En güzel şekilde yaşamalı ve bunun için uğraşmalıyız.
Elimizden geldiğince sevdiklerimizin
yanında olalım, onların kıymetini bilelim. Birbirimize merhem olalım,
dertlerimizi ve güzelliklerimizi paylaşalım, konuşarak anlaşalım, her daim “iyi
ki var” olduğumuzu birbirimize hatırlatalım. Yarın çok geç olabilir,
sevdiklerinize sevdiğinizi söyleyin. Nefes aldığınız sürece umudunuz var olsun,
her şey çok güzel olacak ve o güneş her gün bizim için doğacak. Kendinize ve
sevdiklerinize sımsıkı sarılın ve her fırsatta onları sevdiğinizi ve iyi ki var
olduklarını söyleyin. Sizi seviyorum, iyi ki varsınız. 💖
inceliklihaita
Yorumlar
Yorum Gönder